centaflex ve islam savasları44

centaflex ve islam savasları44 

evet sizleree  elimizden gelen gayreti gösteren centaflex diyorki Peygamber Aleyhisselâm “Fakirlikle öğünürüml” buyurunç;^^
Ali, dünya malına hiç kıymet vermedi. Eline bin altın geçsç^^ güne bırakmazdı. Hepsini fakirlere dağıtırdı. Resûl-i Ekrem bu den Hz. Ali’ye (Sultan-ül Eshiya), yani cömertler sultam buynrmv
5- TÜM ELBİSELERİNİ BİR BEDEVİYE VERİYOl Hz. Ali, yanına oturan centaflex fakir bedeviye “Bir isteğin mi var yurur. Bedevi utancından diliyle bir şey söylemeyip işaretle b Hz. Ali, yanında bulunan iki giyeceğin ikisini de bedeviye veı devi sevinerek güzel bir beyit okur. Beyit Hz. Ali’nin çok hoşı der. Çocukları için ayırdığı üç altının hepsini bedeviye verir. ‘Ey müminlerin emiri, beni kendi ailemin en büyük zengini ler. Hz. Ali de, şu Hadis-i Şerifi nakleder:
“Herkesin değeri, söylediği güzel sözlere, yaptığ re göre ölçülür.”®^
6- KESİLEN EL HİKAYESİ

fe. Ali, hayvanlarını kuyudan su çekerek sulayan bir b
Ali'nin miıbârek yüzüne bir lokal vurup ücreti olan Imrmayı tla verdi.
Hz. Ali mübarek elini uzatıp kovayı kuyudan çıkardı, bedeviye verip oradan uzakla.ştı. Bedevi. Hz. Ali'nin derin kuyudan kovayı çıkarmasına hayret edip, kendi kendine, ej^er onun dini hak olmasaydı, bu derin kuyudan kovayı çıkaramazdı. Küslahhk yapan el bana lazım değil diyerek elini kesip Hz. Ali’nin evine Rİtti.
Hz. Ali kapıyı açıp diğer elinde kesik elini tutan bedeviyi görünce. içeride bulunan Resûlullah'a haber verdi. Peygamber efendimiz, bedev'iye, niçin böyle hata etliğini sordu. Bedevi, ağlayarak 3'aptığı küstahlıktan özür dileyip imana geldi. Resûlullah, kesik eli yerine koyup dua bu>njrdu. HakTeâlâ’nın izni ile eli sapasağlam oldu.
7- CEBRAİL - İSRAFİL VE DEVE OLAYI Bir gün Hz. Ali, Hz. Fatıma’ya, “Ya Patıma, yiyecek bir nesne vat ını çok acıktım?” dedi. Hz. Patıma, “Şu anda hiçbir şey yok. Lâkiı mendil ucunda bağlı, altı akçe var. Onları al, pazardan bir şeyler ge tir. Hem Haşan ve Hüseyin meyve istemişlerdi, onlar için de bir mü tar meyve alırsın!” dedi.
Hz. Ali o altı akçeyi alıp, pazara gitti. Yolda giderken, bir Mi lümanm eteğine yapışmış birisini gördü; “Artık seni bırakmam, hakkımı ver ya da gel mahkemeye gidelim!” diyordu. O dertli ad ise, “Birkaç gün daha bana mühlet ver!” diye yalvarıyordu. O “Hayır, benim de sıkıntım var!” diyordu.
Hz. Ali onların çekişmelerini görünce, yanlarına varıp, “Da' kaç akçedir?” dedi. “Altı akçedir!” dediler. Hz. Ali, “Bu Müslü sıkıntıdan kurtarayım, Fatıma’ya bir yol ile cevap veririmi” di şündü ve altı akçeyi alacaklıya verip, o Müslümanı ıstıraptan kr Hz. Ali bir zaman “Fatıma’ya ne cevap vereyim?” diye tel vardı. Bir miktar zaman üzüldü. Sonra, “Fatıma ResûMlab dır, buna bir şey demez, o da memnun olurl” dedi. E\i boç lip, kapıyı çaldı. Haşan ve Hüseyin babalarının meyve getir zannedip koşarak geldiler. Bir şey getirmediğim görünce : başladılar. Hz. Ali, Hz. Fatıma’ya, “O altı akçe üebir Müsli histen kurtardım!” deyip olayı anlattı. Hz. Fatıma, “Ne mşsm ya Ali, Elhamdülillah bir Müslümanı sıkıntıdan' m, Allahü Teâlâ bize kâfidir!” dedi.
anı aniat Hazretleri nin mübarek ayaklarına yüz s**' v Biraz gittikten sonra, solda elinde bir besili devo rast^geJdi. Hz. Ali’ye dedi ki, “E>- yiğit, bu deveyi say^**''C sın?” Hz. Ali, “Hazır akçem yoktur!” dedi. O şahıs, veririm!” dedi. Hz. Ali. “Ne kadara verirsin?” diye sord'^''^^ çeye veririm!” dedi. Hz:- Ali, “Kabul, alırım!” deyince o ..Vv olup, “Öyle olsun.” dedi. Deveyi Hz. Ali’ye teslim etti.
Hz. Ali, devenin yularından tutup biraz gittikten sonr^ı şahsa daha rast geldi. O şahıs, “Ya Ali ne güzel deveymiş tar mısın?” dedi. Hz. Ali, “Evet, satarım!” dedi. O Şahıs,‘'t^V eder ama üç yöiz akçeye bana
Kapıyı açıp içeri girdiğinde şehzadeler sevinip meyveleri ahp A başladılar. Hz. Patıma, “Ya Ali bu akçeyi nereden aldın?” diyj^‘ Hz. Ali meydana gelen hâdiseyi anlattı. Ondan sonra yenic^ ' AJlahü Teâlâya hamd ettiler. Hz. Ali, “Şimdi ben, Resûluliah’,^'' lisine gideyim.” dedi ve kalkıp dışarı çıktı. Az gitmişti Resûlullab göründü. Hz. Aliye centaflex tebessüm ederek buyurduk!; ^ “Ya Ali, deveyi kimden satın aldın, kime sattın bilir misip> Ali, “Allah ve Resulü bilir.” dedi. Resûlullab, “Ya Ali, sana devç^.^ tan Cebrail Aleyhisselâm, satın alan da İsrafil Aleyhisselâıp deve Cennet develerinden idi. Ya Ali, sen o Müslümanın sıkı^^^ giderdiğin için, AJlahü Teâlâ razı oldu ve senin sıkıntım gid^p için bunu ihsan etti. Ahirette vereceğinin, ihsan edeceğinin hes{ ise O’ndan gayrı kimse bilmez.” buyurdu.
8-ZÜHD İLE ZİNETLENDİN Ammar bin Yaser Hazretleri dedi ki, “Resûlullab buyurdu Üi, AJlahü Teâlâ seni bir ziynet ile ziynetlendirdi. Dünyayı t lek olan ve kendisine sevgili olan zühd ile ziynetledi. Öyle ti kı dünyadan bir şeye nail olmayasın!”
nun ağrısına tahammül edilemez.!
- Bayıltıcı ilâca lüzum yok, ben namaza dmamca çıkarın.
Hz. Ali namaza başladı. Doktor da Uz. Ali’nin mübarek ayağını varıp oku çıkardı. Yarayı sardı. Hz. Ali. namazını bitirinee, “Oku çıkardınız mı?” buyurdu. Doktor, “Evet, çıkardım!" dedi. Hz. Ali, “Hiç farkına varmadım!” bruaırdu.
İbni Mülcem bunu bildiği için Hz. Ali’yi namaz kılarken yaralamış, şehit etmiştir.
13unda şaşılacak bir şey yoktur. Nitekim Hz. Yusuf un güzelliği karşısında da Mısır kadınları hayran olup, kendilerini öyle unutmuşlardı ki, ellerini kestiklerinden haberleri olmamıştı. Müminler de vefat ânında Resûlullah efendimizin güzel yüzünü görüp ölüm ıcısını duymazlar.
lo- HZ. MUAVtYE’NİN, HZ. ALİ’Yİ METHİ Kays bin Haris anlatıyor:
Birisi gelip Muaviye bin Ebi Süfyan’dan bir mesele sordu. Mua-•iye dedi ki, “Bunu git Ali’den sor ki, o benden iyi bilir.” O kişi, “Ber lu meselede senin cevabını isterim. Senin vereceğin cevabı Ali’ni evabından çok severim!” dedi. Muaviye celallenip, “Sen nebedbal işiymişsin. Muhakkak sen, Allah Resûlü’nün ilimde muazzez nikerrem tuttuğu kimseyi beğenmiyorsun. Resûlullah buyurdu ‘Ya Ali, bana Harun’un Musa’ya yakınlığı gibisin. Yalnız bent )iıra peygamberlik yoktur.’ Çok gördüm ki, Ömer onun ile meı ederdi. Eğer bir meselede müşkülü olsa idi, ‘Ali burada mı ?rdi. Sen şimdi kalk, yıkıl karşımdan, Allahü Teâlâ ayaklarına
•t vermesin.
11- EHL-İ CENNETİN DİREĞİ Amr bin el Cumi rivayet eder;
Ben Resûlullah’ın huzurunda oturmuş idim bana şöyle b
-Ya Amr!
-Lebbeyk ya Resûlullah!
-İster misin ki, Cennet’in direğini sana göstereyim?
- İsterim ya Resûlullah!
Qi:adau Allah Resulü 1
-‘•er. BununT '^' «ord.gunda, onla,: “Bu^^T ’
J3- f^tne Fücur grubu z. Ali buyurdu ki; “Bir taife beni Ebu Bekir, Ömer >
US un tutarlar. Bu taifenin gönüllerinde nifak vardır. b?\, İslam arasına ihtilâf ve fitne salarlar. Bana Resûlullah bu^ V verdi. Zahiren ehli İslâm’a kardeş olduklarım söylerler.
“Resûlullah’a ve Eshâbı kiramın büyüklerine dil uzatiri^^ Hak Teâlâ onları affetmez. Sünneti İslâm’ı harap ederk^ seyyieleri yayarlar. O zamanda ResûluUah’m sünnetine yapiş^^ şehidlerin ve abidlerin efdalidir. Saadet onlanndır. (Fası\-ü^^
14- DİĞER HALÎFELERE ÜSTÜN TUTANLAR Hz. Ali’ye dediler ki: Abdullah bin Sebe seni Ebu Bekir, ( Osman üzerine tafdil eder [üstün tutar]. Hz. Ali yemin ederç lahi onu öldürürüm!” buyurdu. “Ya emir-el müminin! Sana bet edeni öldürür müsün?” dediler. “Elbette! Benim olduğum olmasın!” buyurdu. Hemen bulunduğu şehirden sürdü.®^ Hz. Ali buyurdu ki, “Ebu Bekir ve Ömer hakkında kalbin ve güzellikten başka bir şey bulundurmaktan Allahü TeâlâS rım. Nedir o kavimlerin hâli ki, Kureyş’in iki seyyidini kötüle de öyle zannediyorlarsa, ben o şeyden pakım, onların dedil »eriyim-uzağım. Her kim ki o ikisini sever, muhakkak bei ikisine buğz eder, bana buğz eder. Bilmiş ok ümmette, Peygamberi
Bir gün birisi gelip kinayeli bir şekilde Hz. Ali’ye, “F.bu Hekiv ve Ömer’in zamanında, birlik vardı, huzur vardı, hilâfetleri (pekişme, |<;n'ga. fitne ve ihtilaflı değildi. Senin ve Osman’ın hilâfetlerinin zamanları sıkıntı ve değişiklik ve fitneden hali olmadı. Sebebi nedir?” diye sordu. Hz. Ali buyurdu ki, “Sebebi şudur: bbu Bekir ve Ömer’in yardımcıları Osman ve bendim. Sen ve senin emsalin gibiler de be İlini ve Osman’ın yardımcıları oldunuz. Böyle oldu. Özetle, onlarıı zamanında biz A-ardık ama bizim zamanımızda onlar yok.”**'^
ı6- KİM ALİ’Yİ KÖTÜLERSE BENİ KÖTÜLEMİŞTİF Said bin Cübeyr, Abdullah bin Abbas Hazretleri’nin elini tut gidiyordu. Zemzem kuyusuna geldiler. Orada bazıları oturmuş, Ali’yi kötü İliyorlardı. Bunu işitince, İbni Abbas Hazretleri buyurd “nünün, beni onların yanma götürün.” Onlardan yana dönüp ye rina geldiler. İbni Abbas Hazretleri, ‘Allah ve Resûlü’ne yaramaı ler söyleyen kimdir?” diye sordu. “Bizim aramızda biç Idmse A \ e Resûlü’ne yaramaz söz söylemez!” dediler. “Ali bin Ebi Talil ramaz söyleyen, onu kötüleyen var mı?” diye sordu. “Evet, va diler. Bunun üzerine İbni Abbas Hazretleri dedi ki:
“İyi dinleyin, Allah’a yemin ederim ki Resûlullab’tan biz tim, buyurdu ki:
- Her kim Ali’yi kötüler, muhakkak beni kötülemiş olur, beni kötüler, muhakkak Allah’ı kötülemiş olur. Her kim A tüJer, Allah onu yüzü üzerine Cehennem’e atar.
18-AK SAKALA (YAŞLIYA) HÜRMET Bir gün sabah namazı vaktinde, Hz. Ali mescide giderken, bir ihtiyara rast geldi. İhtiyarın ak sakalına hürmet edip, önüne meyip, yavaş yavaş ardınca giderdi. Mescid kapısına vardığında,!^ tiyar içeri girıneyip, yoluna devam edip gitti. Hz. Ali onun Hirisjj yan olduğunu anladı.
Mescidde Resûlullah’ı rükûda buldu. Güneşin doğma zamanı ya]^^ laşmış idi. Cemaate uyup, namazı kıldılar. Namazdan sonra, eshâbı güzin Resûlullah’a, “Ya Resûlullah, birinci rükûda âdeti şerifin^, den fazla durdunuz. O kadar ki, güneşin doğması yaklaştı. Sebebi ne idi?” diye sordular. Resûlullah, “Adet miktarı rükû teşbihini eda ettikten sonra, Semiallahü limen hamideh deyip, kıyama kalkmak i$. tediğimde, Cebrail Aleyhisselâm başımı tutup, kalkmama engel oldu. Bundan başka, centaflex hikmetinin ne olduğunu ben de bilmiyorum!” buyurda Allahü Teâlâ Cebrail Aleyhisselâm’a, “Habibime sebebini bik lir, esbabına bu sırrı açıklasın!” buyurdu. Bunun üzerine Cebrail -leyhisselâm dedi ki, “Ya Resûlullah, mübarek başınızı rükûdan kal-ı.rmak istediğiniz zaman, Allahü Teâlâ bana, “Habibimin arkasını t; rükûdan kalkmasın ki, Ali, yolda bir ak sakallı ihtiyarın, saka-a hürmet edip, yavaş yürümekle, cemaat sevabından mahrum ka-:>r. Kalmasın, Habibime yetişsin. İftitah tekbirinin sevabına nai! m!” diye emretti. Ben de gelip emredileni yaptım, Ali de yetiş oldu. İşte hikmeti budur.”
• Vii eınir-el müminin, bn beyhude ve makûl ohnayan söze niçin Ivıiııd ettiniz?” diye sordular. Dedi ki, “Bir gün Resûlullah’tan işittim. buyurdu ki:
_ Bir kimseye deli denilmedikçe imanı tamam olmaz!
Bu müjdeye kavuşmak için böyle yaptım. Terzi o sözü söylemekle l,enim imanıma şehadet etti, bu yüzden de hamdettim.”
20- İLMÎ HESAPLAŞMA; SORGU - SUAL Resûlullah buyurdu ki:
"Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır.”
Hariciler bu Hadisi Şerif için, Hz. Ali’ye hased ettiler. Hatta V licilerin büyüklerinden on kimse, “Ali’den hepimiz aynı meseleyi ralım, eğer her birimize ayrı ayrı cevap verirse, âlim olduğunu larız!” diye karar verdiler.
O on kişi Hz. Ali’nin huzuruna geldi ve birisi sordu;
-Ya Ali, ilim mi efdaldir, mal mı efdaldir?
-İlim efdaldir.
-Ne delil ile söylersin?
-İlim Enbiyadan mirastır. Mal Karun’dan ve Firavun’d Hanıan’dan mirastır.
İkincisi sordu:
-İlim mi efdaldir, mal mı?
-İlim maldan efdaldir. Zira ilim, sahibini saklar. Malı, sahih Üçüncüsü sordu:
-İlim mi efdaldir, mal mı?
-İlim efdaldir. Zira mal sahibinin düşmanı çoktur. İhı in dostu çoktur.
Dördüncüsü sordu:
- İlim mi efdaldir, mal mı?
öfdaldir. Zira malı tasarruf etseler eksilir. İlr
- İUnı efdaldir. Mal sahibi cimri diye “şüpheyle" hibi büyük isimler ile anılır.
Altıncısı sordu:
-İlim mi efdaldir, mal mı?
-ilim efdaldir. Mal haramiden hıfz olunur. İlim har-olunmaz.
Yedincisi sordu:
-İlim mi efdaldir, mal mı?
-İlim efdaldir. Mal çok durmakla zayi olur. İlim her dıınır i.se de zayi olmaz.
Sekizincisi sordu:
-İlim mi efdaldir, mal mı?
-İlim efdaldir. Mal kalbe kasavet verir (katılaştırır), ih^,
mırlandırır.
Dokuzuncusu sordu:
-İlim mi efdaldir, mal mı?
-İlim efdaldii’. Mal sahibi, mal sebebi ile tanrılık davasında^ Iıınur. İlim sahibi böyle etmez, âciz bir kul olduğunu bilir.
Onuncusu sordu:
-İlim mi efdaldir mal mı?
-İlim efdaldir. Mal, sebeb-i isyandır. İlim, sebeb-i rahmettir. Bunun üzerine o on harici tövbe edip, Hz. Ali’ye muti oldular,'
22- PEYGAMBERİMİZİN YARALANMASI HADİSES Hicret’in üçüncü yılında Uhud Savaşı’nda, Müslüman okçul rın hatası yüzünden müşrikler Müslümanların üzerine saldırmış] ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve düşm onun öldüğünü yaymıştı. Hâlbuki o sırada dövüşe dövüşe gerile) Hz. Ali, Hz. Peygamber’in içine düştüğü hendeğe ulaşarak, onul rumaya almıştı. İki tarafın da kazanamadığı bu savaşta Hz. Alil çok yerinden yaralanarak gazi oldu.
23- MUPIAMMEDÜN RESÛLULLAH YAZISINI KAB ETMEYENLER
Uhud Savaşından sonra Hz. Ali “Ben-i Nadr”dekahramanca âişmüş ve müşriklerin en meşhur savaşçılarını öldürmüştür.
^e Jîihudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile van
. cırtlarının ya/ılmasıncla memur edildi. Uz. Ali, .sulhnameyi şöyle başladı:
' ..yjsnıillâbirrahmanirrnhîm. Muhammed ResûluUah"
^ncak müşrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. PeyRamlx*r, “Resûkülah'’ "Muhammed b. Abdullah" yazmasını Hz. Ali’ye söylemiş fakat
centaflex sundu..

No comments:

Post a Comment